
Komedyen Deniz Göktaş Hakkında Tahliye Kararı
İSTANBUL / TEKHA
Sosyal medya platformlarında paylaştığı video kayıtları gerekçe gösterilerek 12 yıla kadar hapis cezası istemiyle tutuklu yargılanan komedyen Deniz Göktaş, davanın ilk duruşmasında hakim karşısına çıktı. Mahkeme heyeti, Göktaş hakkında iki ayrı suçtan hapis cezası verirken, bir suçtan beraat hükmü kurdu ve tutukluluk halini sonlandırarak tahliyesine hükmetti.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma kapsamında tutuklanan Deniz Göktaş’ın yargılaması, İstanbul 14’üncü Asliye Ceza Mahkemesi salonunun yetersiz kalması sebebiyle İstanbul 4’üncü Ağır Ceza Mahkemesi duruşma salonunda yapıldı.
Göktaş: Kılıçdaroğlu İle Görüşmek İstemiyordum
Mahkemedeki savunmasında suçlamaları reddeden Deniz Göktaş şu ifadeleri kullandı: “Benim gösterime yapılan organize bir linç kampanyasından ibarettir. Turnem biter bitmez, her yıl olduğu gibi yurt dışındaki arkadaşlarımın yanına gittim. Gelecek görmedikleri için yurt dışına gidip oturum izni alan bütün arkadaşlarımı, her gittiğimde Türkiye’ye dönmeleri ve beyin göçünü tersine çevirmeleri için ikna etmeye çalışan biriyim. Buna rağmen rutin seyahatlerim basında ‘yurt dışına kaçtı’ şeklinde haber yapıldı. Bunları onların yanında okumak da trajikomikti. Ben beyin göçünü engellemeye çalıştıkça Türkiye Cumhuriyeti bunu zorlaştırıyor. Polis memurları bana, ‘Deniz, ne yapıyorsun, niye Türkiye’ye döndün?’ diye sordu. ‘Senin yerinde olsam, Türkiye’de kalmam’ dediler. Polis memurları bile Türkiye’den gitmek istiyor. Çocukken bize, ‘Devlet memuru ol, hayatın kurtulur’ derlerdi. Şimdi devlet memurları da gitmenin hayalini kuruyor. Bu süreçte karşılaştığım birçok kişi bana aynı şeyi söyledi. Ertesi sabah Çağlayan Adliyesi’ne getirildim. Savcılık ifademde davaya konu olan gösterideki şakaları anlattım. Savcılık sorgusundan sonra hakimliğe çıkarılmayı beklerken aileme, avukatlarıma ve bana ‘Kemal Kılıçdaroğlu ile görüşmek istiyor musun?’ diye soruldu. Görüşmek istemediğimi söyledim. Buna rağmen adliye koridorunda bir komiserin yönlendirmesiyle kendisiyle görüştürüldüm. Ters kelepçe yetmezmiş gibi bir de Kılıçdaroğlu ile görüştürüldüm. Ben böyle bir görüşme istemiyordum. İddianamenin hazırlanması 64 gün sürdü. Bir de 57’nci gün, cuma akşamı mesai bittikten sonra bir haber geldi. Bana, ‘Deniz, toparlan’ dediler. Yine avukatlarım çağrılmamıştı. Beni tutuklayan hakimin karşısına çıkarıldım. Hakkımda yeni bir suçlamadan dolayı tutuklama istemi olduğunu söylediler. İki iş günü içinde üç farklı suçtan tutuklanmış oldum. İnsan böyle bir durumda ister istemez düşünüyor: İlk iki suçlama yönünden tahliye kararı verilmeseydi yeni bir suçlamayla karşılaşacak mıydım? Şu anda bende böyle bir his var. Umarım yanılıyorum.”
Mizah Ve Hiciv Değerlerimiz Arasında
Gösterisindeki ifadelerin eleştiri kapsamında kaldığını belirten Göktaş, savunmasını şöyle sürdürdü: “Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan hakkında söylediğim sözlere gelelim. Buradaki ifade bir siyasi eleştiri, bir hiciv. ‘Diktatör’ benzetmesinin Cumhurbaşkanı’na hakaret sayıldığını görüyorum. Oysa bu sözcük siyasi tartışmalarda da kullanılıyor. Siyasi bir nitelemenin bir komedi gösterisinde kullanılması neden hakaret olsun? Komedyenler aynı konuya farklı şakalar yazabilir. Bir sanatçı başka bir sözcük seçer, bir başkası farklı bir benzetme kurar. Bir şaka diğerinden daha komik bulunabilir. Bu, komedinin doğasında var. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan aynı zamanda AK Parti Genel Başkanı. Uzun yıllardır iktidarda bulunan partinin lideri ve Türkiye’nin en yetkili yöneticisi olarak, bu coğrafyanın yüzlerce yıllık geleneği olan hicve açık olması gerekir. Gösterideki ‘diktatör’ benzetmesi, otoriter eğilim gösteren yöneticiler için dünyanın pek çok yerinde kullanılan bir siyasi benzetmedir. ‘Terapi’ sözcüğünün geçtiği şaka da psikolojik desteğe yönelikti. Terapi, ihtiyaç duyan herkesin yararlanabileceği, hayatın doğal bir parçası olan bir şey. Ben de imkanı olan herkese terapiyi öneren biriyim. Bu sözle herhangi bir kişide psikolojik rahatsızlık bulunduğunu ileri sürmedim. İddianame, manevi değerlerimizin korunmasından söz ediyor. Mizah ve hiciv de yüzyıllara yayılan değerlerimiz arasında. Onların da korunması gerekir. Bir şakadan rahatsız olan kişinin verebileceği tepkiler bellidir: Gösteriye gitmeyebilir, komedyeni izlemeyi bırakabilir, şakayı ve komedyeni eleştirebilir. Ama sahneye çıkan kişiye verilecek tepkiler arasında sansür, yasak ve tutuklama olmamalı. Sansür, yasak ve tutuklanma korkusu sanatçılar açısından olduğu kadar bütün vatandaşlar açısından da endişe verici. Siyasetçiler de diğer kamuya mal olmuş kişiler gibi eleştirileri göğüslemek zorunda. Benim sözlerimde insanları kin ve düşmanlığa tahrik eden bir şey olduğunu düşünmüyorum. Dini değerleri alenen aşağılayarak şehir şehir sahneye çıkmam, hayatımın akışına da yaptığım işe de uygun değil. Yanlış anlaşılmasın: Bunlar insanların manevi açıdan önem verdiği, hassas konular. Ben de önem verdiğim bir konuda şaka yapıldığında rahatsızlık duyabilirim. ‘Hiç kimse bu cümlelerden rahatsız olmamalı’ gibi bir iddiam yok. Bir kişi, bir komedyenin bu konulara girmesini istemeyebilir. Gösteride aşağılayıcı bir söz bulunmasa bile şakayı beğenmeyebilir. Gösteriyi izlememek ve eleştirmek en doğal hakkı. Ama sözlerimde aşağılayıcı veya saygısız bir ifade bulunduğu ileri sürülüyorsa bunun gösterilmesi gerekir.”
İddianamedeki İfadeler Bağlamından Koparıldı
İddianamede yer alan alıntıların eksik sunulduğunu aktaran Göktaş, beyanlarına şöyle devam etti: “Öncelikle iddianamedeki alıntılar çok eksik ve yönlendirici. Bir insanı yıllarca özgürlüğünden mahrum bırakabilecek bir suçlamada cümleler ortasından başlatılmış. Bir örnekte cümlenin yalnızca son sözcüğü alınmış. ‘Oruç tutan canlı bomba’ şakasına geçiyorum. Bu cümle de iddianamede yarısından başlatılıyor. Şakada, sokağa çıktığımda bir vatandaş olarak korktuğum şeyleri sıralıyorum: ‘Çevik kuvvet, oruç tutan otobüs şoförü, canlı bomba’ İddianamede ‘oruç tutan otobüs şoförü’ kısmı yok. Bu çıkarılınca şakanın bağlamı yanlış temsil edilmiş oluyor. Saydıktan sonra durup, ‘Ama en çok da oruç tutan canlı bombalardan korkuyorum’ diyorum. Burada basit bir sözcük oyunu var. Önce ‘oruç tutan otobüs şoförü’ ve ‘canlı bomba’ diyorum; sonra bu iki ifadeyi birleştiriyorum. ‘Oruç tutan otobüs şoförü’ derken oruç tutan insanların otobüs şoförü olmaya daha yatkın olduğunu iddia etmediğim gibi, ‘oruç tutan canlı bomba’ derken de iddianamede ileri sürülen anlamı kastetmiyorum. Bu bir şaka; dini değerleri aşağılama niyeti veya iması yok. En çok tepki gösterilen ‘dördüncü kitap’ şakasına geçiyorum. İddianamede, bu şakanın kutsal kitabı ve ona inanan insanları hedef aldığı ileri sürülüyor. Bunun nasıl çıkarıldığını gerçekten anlamıyorum. Cezaevinde bir görevliyle de konuştum. Bana, ‘Çok iyi bir komedyensin, o şakayı neden yaptın?’ diye sordu. Ben de şakada kullandığım ‘yazar’ sözcüğünü anlattım. Bir kutsal kitaba, insanlara ait bir özellik olan ‘yazarlık’ atfetmenin dini açıdan yanlış bir kullanım olarak görülebileceğini anlıyorum. Ama ‘yazar’ sözcüğünü olumsuz, alaycı veya aşağılayıcı bir anlamda kullanmadım. Böyle bir kastım yoktu. Sözlerim hatalı, alışılmadık veya kulak tırmalayıcı bulunabilir. Bunlar tartışılabilir. Ancak bunun saygısızlık ve aşağılama düzeyine ulaştığını düşünmüyorum. İddianameye konu edilen paragrafın tamamına bakıldığında buradaki tartışma, kutsal kitabın kendisinden çok hakkındaki sözlerle ilgili. Bir çevirinin yanlış veya hatalı olduğunu söylemek, kitaba inanan insanları aşağılamak anlamına gelmez.”
Savcılık Mütalaası Ve Mahkeme Kararı
Duruşma savcısı esas hakkındaki mütalaasında, Göktaş’ın “Cumhurbaşkanına alenen hakaret”, basın ve yayın yoluyla “halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik” ile “suçu ve suçluyu övme” suçlarından cezalandırılmasını ve mevcut durum göz önüne alınarak tahliyesini istedi.
Kararını açıklayan mahkeme, Deniz Göktaş’a “Cumhurbaşkanına hakaret” suçundan 11 ay 20 gün, “Dini değerleri alenen aşağılama” suçundan ise 7 ay 15 gün hapis cezası verdi. “Suçu ve suçluyu övme” suçlamasından beraat eden Göktaş, kararla birlikte tahliye edildi.



